Psk.Dnş.Ali Rıza Tunur
Psk.Dnş.Ali Rıza Tunur

 

Virgül Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Prof. Ali Nihat Tarlan Cad. Kitapçı Mehmet Süleyman Sok. Ada Ap. No: 22/20 Bostancı - İstanbul 
 
Tel:(216) 410 21 10 / (532) 296 27 80 

 

1977 kışının soğuk bir gününde Adıyaman’ın küçük bir köyünde ailemin beşinci çocuğu olarak gelmişim dünyaya. Benden büyük dört kardeşimin hepsi kız olduğu için benim doğumum bir bayram havası yaratmış evde. Tek erkek çocuk olduğum için babam bana kendisinin adı olan Ali adını vermiş. Sonra da baba oğul aynı olmasın diye nüfus dairesinde karşılaştığı bir arkadaşının önerisiyle Rıza adını ekleyivermiş. 

İlkokulu kendi köyümde birleştirilmiş sınıfta okudum. Derslerde de dayak yemede de sınıf birincisiydim. Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler gibi derslerde öğretmenimiz ödev olarak o gün işlenecek konunun özetini çıkarmamızı istiyordu. Oysa ben özet çıkarmayı o konuyu öğrenmem için fonksiyonel bulmuyordum. Size dayatılan bir kuralı harfiyen uygulamak yerine kural koyucuyla o kuralın fonksiyonelliğini tartışmayı daha o yıllarda öğrenmiştim. Özet çıkarmadığım için her sabah bıkmadan usanmadan dayak yiyordum. 
 
İlkokuldan sonra ilçedeki ablamın evinde kalarak ve hafta sonları yine köyüme giderek ortaokul ve liseyi okudum. Ortaokul ikinci sınıftayken bir hafta sonu köye gittiğimde evde duvara asılı bir saz gördüm. Babam tüccardı. Bir alacağına karşılık bu sazı almıştı. O gün o sazı elime aldım ve o günden sonra türküler benim yaşam biçimim oldu. 
 
Şiir yazmaya da aynı yıllarda başladım. Yazmaktan büyük keyif alıyordum. Şiir yazıyor, hikaye yazıyor, düz yazı yazıyor, en çok da mektup yazıyordum. Yazmaya bu kadar meraklı olan ben o yıllarda yazılı olmayan bir kural yüzünden lisede sayısal okumak zorunda kaldım. O yazılı olmayan kural iyi öğrencilerin sayısalcı vasatların sözelci olmasını öngörüyordu çünkü. Edebiyat öğretmenim benim doktor olmama karar vermişti. İlkokulda öğretmeniyle özet çıkarmanın fonksiyonelliğini tartışan ben büyük bir basiretsizlik örneği gösterip edebiyat öğretmenine itiraz etmiyor ve konusu insan olan uğraşılardan keyif alırken, daha 12 yaşında türkü söylemeye, saz çalmaya, şiir yazmaya, yazı yazmaya başlamışken kendimi o aşağılık sayıların, formüllerin, denklemlerin tam da ortasında buluyordum. 
 
Doksanlı yılların ilk yarısında güneydoğudaki kaotik ortamın bedelini bir çok kimse canıyla ödemişti. Ben ucuz yırtanlardandım. Okul müdürümüzle aynı düşünmememin bedelini çok iyi notlarım olmasına rağmen liseden mezun edilmeyerek ödedim. Açık öğretim Lisesi’ne kaydoldum ve liseyi oradan bitirdim. 
 
1997 yılında Uludağ Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya bölümüne girdim. O aşağılık sayılarla, denklemelerle artık daha haşir neşirdim. “Olağanüstü hal”le geçen yirmi yılın ardından “olağan hal”i ilk defa 20 yaşımda Bursa’da gördüm. Burası çok farklıydı. Akşam saat dokuzdan sonra dışarı çıktığınızda kimse kimlik sormuyordu mesela. Bu kültür şokunu uzun süre atlatamadım. Zaten sayılarla aram iyi değildi. Üstüne bir de adaptasyon sürecinin sancılı geçmesi eklenince ilk yılımda tek bir dersten dahi geçemeden yılı kapattım. Sonraki yıllarda da kimyayı bir türlü sevemedim. Laboratuarların pis kokularına bir türlü alışamadım. Benim işim elementler değil, insan olmalıydı. İnsanın iç dünyasında yolculuğa çıkmak, konusu “insanı anlamak” olan bir iş yapmak istiyordum. 
 
Sonunda cesaretimi topladım ve dördüncü sınıfın sonunda Fen Fakültesi’nden ayrıldım. Kararlıydım. Psikoloji okuyacaktım. Ama bu pek kolay değildi. Bir kere ben sayısalcı olduğum için puanım kırılıyordu. Sınav sistemi dört yıl önceki gibi değildi. Bu dört yıl içinde benim var olan bilgilerim de körelmişti. Ayrıca çevremdeki herkes kazansam bile okumamın çok zor olacağını söylüyordu. Sosyal koşullar da işin tuzu biberiydi. Ailem dört yılın sonunda kimya öğretmeni olarak memlekete dönmemi bekliyordu. Sıfırdan başlayacağım yeni bir dört yıllık macerada benden maddi ve manevi desteklerin çekileceği aşikardı. Tüm bunları teraziye koyduğumda psikoloji okuma aşkı ağır bastı. Çaresiz çıkılacaktı bu yolculuğa... 
 
Sonunda sınava girdim ve tüm olumsuz koşullara rağmen Uludağ Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünü kazandım. İşte insanın iç dünyasına olan yolculuğumun başlama hikayesi aşağı yukarı budur. 
 
Bölümümden iyi bir dereceyle mezun oldum. Ancak o kadar sabırsızdım ve o kadar geç kalmışlık duygusu içindeydim ki okulun bitmesini beklemeden üniversite son sınıfta sahaya indim ve mesleğimi fiilen icra etmeye başladım. 
 
İnsanı anlamanın bir çeşit sanat olduğuna inanırım. Bu sanatın içinde psikoloji var, sosyoloji var, antropoloji var, din var, siyaset var, ekonomi var, edebiyat var, folklör var, var oğlu var… Böylesine bir sanatı icra etmekten çok mutluyum. Bir mesleğin salt geçinmek için yapılmaması gerektiğine inanırım. Ve bence akşamları eve yorgun argın gelenler aslında işlerini sevmiyorlardır. Ben işimi çok seviyorum. Bu nedenle üniversiteyi bitirdiğim günden beri alanımla ilgili eğitimlerime devam ediyorum. 
 
Psikoterapi Enstitüsü başta olmak üzere bir çok hipnoz eğitimine katıldım. Bütüncül Psikoterapi ve süpervizyon eğitimlerine halen devam etmekteyim. Bütüncül Psikoterapi eğitimim kapsamında “Halk Türkülerindeki Ödipal ve Preödipal Örüntülerin Terapötik Analizi” konulu tez çalışmamı sürdürmekteyim. 
 
Mobbing Derneği Girişimi ve Psikoterapi Derneği üyesiyim. Hipnoz Derneği’nde ise meslektaşlarımın teveccühüyle yönetim kurulu üyeliğine seçildim ve bu görevimi de sürdürmekteyim. 
 
İstanbul’da ikamet ettiğim Ataşehir ilçesinde çıkan yerel Gazete Ataşehir’de köşe yazarlığı yapmaktayım. Çeşitli radyo ve televizyon programlarına konuk oldum. Yine çeşitli gazete ve internet sitelerinde hakkımda haberler yapıldı. Bir çok yerde seminerler verdim. 
 
21 Ağustos 2011’de hayat arkadaşım, can yoldaşım, kalbimin sahibesi Yeter Kutlu Tunur ile evlendim. 
 
Çalışmalarımı Virgül Psikolojik Danışmanlık Merkezi ve Evlilik Terapileri Enstitüsü'nde sürdürmekteyim.
Web Tasarım Data1        

İsim Bankası

Reklam Verin

Tatlı Sözlük