Uzmanlarımız

Prof. Dr. İsmail Çepni( Kimdir? )
Kadın Sağlığı

Diyabet ve Gebelik


Gebelik döneminde anne bedeninde ve hormon sisteminde bebeği korumaya yönelik oluşan değişikliklere bağlı olarak bazı sistemik hastalıkların gebelik üzerine ve gebeliğin bu hastalıklara olumsuz ve ciddi etkileri olasıdır. Bu hastalıklardan en önemlilerinden birisi diyabettir. Gebelerin  %4’ünde  diyabet bulunmaktadır. Bunların çoğu ilk kez gebelikte ortaya çıkan veya tanı konulan gestasyonel diabet (GDM), geri kalan %10’u ise gebelik öncesi bilinen Tip 1 veya Tip 2 diyabeti olan olguların gebelikleri esnasındaki halidir“pregestasyonel diabet” (PGDM) .

Hangi diyabet tipi olur ise olsun iyi takip ve tedavi edilmez ise anne ve bebek için ciddi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Diyabetli olgularda gebelik öncesi iyi bir kontrol sağlanarak optimum şartlarda gebeliğin oluşmasına izin verilmesi ve gebelik boyunca uygun insülin tedavisi ile, gestasyonel diabette ise zamanında tanı, uygun diyet ve gerektiğinde medikal tedavi ile kan şekerinin normal sınırlarda tutulması sağlanarak oluşabilecek komplikasyonlar en aza indirilebilir.

Gebelikte glikoz metabolizmasında önemli değişimler olmaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde annede insülin duyarlılığı artar. Buna bağlı olarak gebe olmayanlara kıyasla açlık ve yemek sonrasında – postprandiyal- glikoz düzeyleri daha düşük olma eğilimindedir. Hat ta gebelik öncesi diyabetli olgularda kullanılmakta olan insülin dozlarının azaltılması mümkün olabilir. Buna karşın 2. trimesterın geç dönemi ve 3. trimesterde giderek artan insülin direnci ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde insülin duyarlılığında ortalama %50’lik bir azalma söz konusudur. İnsülin direncinin ortaya çıkmasında etkili olan faktörler plasental laktojen ve plasental büyüme hormonu varyantı ile kan kortizol, östrojen, progesteron ve prolaktin hormon seviyelerindeki artışlardır. Özellikle birinci trimesterden sonraki iştah artışı, alınan kalorinin ve sonuçta  kilo artışının da insülin direnci gelişimine katkısı olmaktadır. Bu faktörlerin etkisi ile gelişen insülin direnci besinlerin maternal kullanımını kısıtlayarak gelişmekte olan fetusa geçmesini kolaylaştırmakta ve böylece fetusun giderek artan besin ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olmaktadır. Annede ortaya çıkan bu fizyolojik insülin direnci insülin salınımının ortalama 2 kat artırılması ile dengelenerek normal gebelikte kan glikoz düzeylerinde bir anormallik ortaya çıkmaz . Eğer insülin direncinin gerektirdiği insülin artışı gerçekleştirilemez ise gestasyonel diabet ortaya çıkmaktadır.
Gebelikte açlıkta iki önemli metabolik değişim gözlenmektedir. Bunlardan ilki besinlerin fetusa geçişlerinin artması nedeniyle açlıkta kan glikoz düzeyinde düşme eğilimidir. Bu durum gebelikte açlık ve postprandial glikoz seviyeleri arasındaki farkın açılmasına da neden olmaktadır. Açlıkta gördüğümüz diğer önemli metabolik değişiklik ise plasental hormonların yağ yıkımını artırarak kanda serbest yağ asidi artışı ve bunların KC de keton maddelerine dönüşümünün hızlanmasıdır.

Özet olarak gebelikte karbonhidrat metabolizmasında paradoksal bir değişim gözlenmektedir: yemekden sonra özellikle kas dokusu düzeyindeki insülin direnci nedeniyle hiperglisemi eğilimi ve dengelenebilen hiperinsülinemi nedeni ile lipid depolanması, açlıkta ise hipoglisemi eğilimi ve artmış lipoliz ve ketogenez eğilimi. Bu değişiklikler hem anne ve hem de fetusun yeterli besin gereksinimini en kolay elde edebileceği metabolik koşulları sağlamaktadır.
Glikoz molekülleri kolaylıkla  anneden fetusa ulaşmaktadır ve fetal glikoz düzeyi eş zamanlı maternal glikoz düzeyinden 20-40 mg/dL daha düşükdür. Anne insülin ve kan glikoz düzeyini etkileyen diğer hormonlar ise plasentadan geçemez. Fetal glikoz metabolizması fetusun kendi pankreasından salgılanan insülin ile düzenlenir. Bu nedenle iyi kontrol edilmemiş diabetik bir annede fetusa kolaylıkla geçen aşırı glikoz fetal insülin salınımını artırarak fetusta hiperinsülinemiye neden olmaktadır. Fetal hiperinsülinemi başta iri bebek (doğum ağırlığının 4000 gr’dan fazla olması) olmak üzere, yenidoğanda hipoglisemi, polisitemi, hiperbiluribinemi, hipokalsemi, hipomagnesemi, hipertrofik kardiyomyopati ve akciğer olgunlaşmasının geçikmesi nedeniyle ortaya çıkan sıkıntılı solunum sendromu ve tüm bunların neden olabileceği morbidite ve mortalite artışının (ortalama 2-4 kat) ana nedeni olmaktadır.



123456789

Yorum Ekle

Web Tasarım Data1        

İsim Bankası

Reklam Verin

Tatlı Sözlük