Çocuk ve şiddet

Biz, yani insanlar, belki de yaşayan canlılar arasında anlaşılmaları en karmaşık ve çözümü güç olanlarız. Yaratabiliyor, besliyor, kolluyor, eğitiyor ve zenginleştiriyoruz. Ama aynı düzeyde, yine bizler birbirimizi değersizleştiriyor, aşağılıyor, köle misali kullanıyor, nefret ediyor ve hatta yok edip öldürüyoruz. Bir insan, sözde bir baba düşünün ki, yeni doğan bebeğini eline aldıktan bir süre sonra, o bebeğin annesini dövebiliyor olsun. Bu ve bu gibi bir çok örnek, şiddetin bize, içimize ne ölçüde nüfuz ettiğini göstermeye yeterli. Neredeyse tüm toplum ve kültürlerde, geçmişte ve günümüzde, şiddetin sosyo-kültürel evrimimizi biçimlendirir bir role soyunduğu aşikâr. Hemen hiç bir toplumun kendini şiddetten alıkoyamadığı şu döneme kadar, tarihin pek çok dilimi ve kültürler boyunca, şiddetin ne denli çeşitlilik ve düzeyde olduğunu anlatması bile başlı başına zor. Kimi kültürlerde, gelişigüzel sokak şiddeti, hakim yönetimin baskıcı - kurumsal şiddetiyle harmanlanırken, diğerlerinde aileler arası şiddetin varlığı nadir olmakla birlikte, aile içi, özellikle eşler ve çocuklar arasındaki şiddet ayyuka çıkmış gibidir.

Bizler, her an şiddet içerikli imajların etkisi altında bulunmaktayız. Şiddet hepimizi etkiliyor ve dönüştürüyor, diyebiliriz. İster gazeteci, yapımcı, isterse politikacı veya eğitmen olalım, varsaydığımız, yorumlayıp analiz ettiğimiz şeylerin hemen tümü, şiddete dair olabiliyor. Bu konuda akademik konferanslar tertipliyor, kongrelere önergeler verip araştırma komisyonları kuruyor, hatta özel belgeseller hazırlayarak kimi kanaatleri dile getiriyoruz; özel güvenlik ve ilk müdahale birimleri kuruyoruz, bu konu hakkında mazereti silahlarda arıyoruz, Televizyon’u suçluyoruz, ana babaları itham ediyoruz.... Ama ne yapsak yapalım, basit çözümleri bulmaktan dahi aciz kalabiliyoruz. Tek yaptığımız şok halinde kalmak, evlerimize kadar, sokak ve sınıflarımıza kadar sinmiş bu ölçüsüz şiddetin bizi şok edip etkisi altına almasına izin vermek oluyor.

Peki ama, etrafımızı çevreleyen bu ölçüsüz şiddetin karmaşıklığı ve çeşitliliğini gerçekten anlamaya ne zaman başlayabiliriz? Gelişigüzel şiddeti, kurumsal şiddeti, davranışlarımızda yer bulan şiddeti, hatta ve hatta, kelimelerimizdeki şiddeti? Dışlanmış ergenlerin okullarında gösterdikleri cinayet teşebbüslerinin şiddetini? Annelerin evlâtlarını öldürmelerini, kocaların eşlerini katletmelerini, ardından çocukları ve kendilerini de öldürmelerini? Peki, ‘Tanrı adına’ gelişigüzel olarak sivillerin bombalanmasını? Sistematik veya kurumsal tecavüz vakalarını, işkenceyi, köleliği ve soykırımı nasıl açıklarız? Aslında şiddet ve beraberindeki faktörler karmaşık ve çok boyutludur. Şiddet konusunda şu anda gelinen durum veya kısım, şiddeti incelememizi ve odaklanmamızı gerektiren pek çok perspektiften sadece bir tanesine karşılık gelebilir; o da, şiddetin ve korkunun, çocuğun gelişimine ne ölçüde etkili olduğu.

Daha da özetleyecek olursak, şiddetle ilgili nörolojik gelişime yönelik değişiklikler ve beraberindeki fonksiyonel tesadüflerin beyne etkileri, incelenebilir seviyededir. Tam da bu inceleme alanı, küçük bireylerin gelişimi yönünde şiddetin yol açtığı etkilere eğilirken dikkatli yaklaşmak gerektiğine bir işaret sayılabilir. Böylece konu, gerek küçükinsan’lar, gerekse aile ve aile çevresi açısından ele alındığı süreçte, nörolojik gelişim perspektifinden büyüteç altına alınabilir.
 



1


Article Düzenle

Yorum Ekle

Web Tasarım Data1        

İsim Bankası

Reklam Verin

Tatlı Sözlük