Uzmanlarımız

Prof. Dr. Sabiha Pektuna Keskin( Kimdir? )
Ruh Sağlığı

Çocuklarda Zeka ve Gelişimi

Zeka; "yeni şartlara geçmiş deneyimlerden sonuç çıkartmak suretiyle, ihtiyaca en uygun çözümü üretebilme yeteneği"dir.

Geçmiş deneyimlerin tekrar kullanılabilmesi için öğrenmeye ihtiyaç vardır. Öğrenebilmek için, deneyimin yaşandığı an hafızaya kaydedilmesi şarttır. Bundan başka, öncelikli ihtiyacın belirlenmesi ve hangi çevresel uyaranın bu ihtiyacı karşılama etkinliğinde olduğunun farkındalığı yani zihin ve yorum yapıları gerekir. Ayrıca ihtiyacı giderecek uyarana yönelebilmek için, sayısız uyaran sunan çevreden, en uygun olanının benzerlerinden ayırt edilmesini ve gereksizlerin reddedilmesini sağlayacak dikkat sistemlerine ihtiyaç vardır. Bütün bunlardan sonra, eski deneyimler arasından söz konusu uyarana ulaşmayı sağlayacak davranışı akıl etmek ve hedefe en az enerji ile en kestirme yoldan ulaşacak olanı seçme mantığını yürütmek, gerekiyorsa, yeni koşullara uygun değişiklikleri yapmak yani amaca yönelebilmek ve sonunda davranışı ortaya çıkarmak, bir başka deyişle yürütme işlevlerinin tümü zeka olarak kabul edilir.
 
Yukarıdaki tanımlamadan anlaşıldığı gibi, zeka için; öğrenme, hafıza, zihin, yorum, dikkat, akıl, amaca yönelmek, mantık ve yürütme işlevlerinin uyum içinde işbirliği gerekmektedir.
 
Bu nedenle zeka, tek bir değer olarak değil, ortaya çıkmasında rol oynayan işlevlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi ile tanımlanmalıdır. Öte yandan, zekayı genetik kontrolde 'moleküllerden ibaret değişmez bir yapı' olarak açıklamaya çalışan biyolojik teorisyenler bile, yukarıdaki işlevlerin zeka üzerindeki ve ayrıca çevresel faktörlerin de bu işlevler üzerindeki etkilerini reddetmezler. Dolayısıyla, kalıtsal biyolojik bir yapı olmasına rağmen, zekanın çevreden etkilenen bir yanının varlığı benimsenir.
 
Ağaç Yaşken Eğilir
1900'lerin başlarına kadar, insan yavrusunun çevresinde olup bitenleri anlamaktan uzak olduğu sanılırdı.
 
Yüzyılın son çeyreğinde, beynin moleküler şifresinin aralanması ile birlikte, bunun böyle olmadığı, üstelik daha doğum öncesinden başlayarak bebeğin çevrenin farkında olduğu anlaşıldı.
 
Yüzyılın son çeyreğinde, beynin moleküler şifresinin aralanması ile birlikte, bunun böyle olmadığı, üstelik daha doğum öncesinden başlayarak bebeğin çevrenin farkında olduğu anlaşıldı.
 
Denilebilir ki, teknolojinin gelişmesi ile birlikte bilim, çocuk beyninin hızına yetişme deparına kalktı. El yordamı ile kabul gören eski görüşler rafa kaldırıldı ve çocuğa yaklaşımın tabuları yıkıldı. Düne kadar, 'hiç bir şeyden anlamaz' sanılan çocuğun, çevrede olup bitenleri öğrenmek adına, yetişkinden çok daha aktif bir beyne sahip olduğu ortaya çıktı. Ülkemizde de bu gerçekle ilgili farkındalığın nihayet giderek arttığını gözlemliyorum.
 
Üstelik, dikkat ve hafıza sorunu, ya da öğrenme güçlüğü gibi nedenlerle akademik olarak geri planda kalan çocukların, daha bebeklik döneminde çevreye adaptasyon güçlüğü gösterdikleri fark edildi.
 
Bu bebeklerin huzursuz ve uykusuz oldukları, kusma ve kabızlık gibi sıkıntı davranışları sergiledikleri anlaşıldı. Bununla beraber de 'bebektir, ağlar ağlar susar!' görüşü terk edildi. Demek ki, bu davranışları gördüğümüz zaman daha dikkatli gözlemeli ve süreğen durumlarda mutlaka bir uzman görüşü almalıyız.


12345

Yorum Ekle

Web Tasarım Data1        

İsim Bankası

Reklam Verin

Tatlı Sözlük